Merhaba can okuyucularım.
Merhaba candan okuyucularım.
Merhaba leb demeden leblebiyi anlayıveren okuyucularım, merhaba, yine merhaba.
Yahu Ataroğlu ne diyeceksen de hadi merhaba, merhaba deyip durma diyenleriniz olduğunu görüyorum aranızda.
Eee dostlar merhabasız muhabbete başlanır mı Anadolu’da? Tabi ki başlanmaz hatta Yozgatlılar bilirler orada bir eve misafir varılınca önce hoş geldin merhaba denir, biraz oturduktan sonra elini kalbinin üzerine koyarak birazda öne eğilerek yine merhaba denir.
Bir dörtlüğümüzde de belirttiğimiz gibi,
Sohbeti açardı bizde merhaba
Bacım şalvar giyer bendeyse aba
Makine makara nerdeydi baba
Kangal iplik büke büke yetiştik
Onun içinde böyle başlayıverdik muhabbete. İnşallah bir havaya dönecek acele etmeyin.
Efendim yazının başlığı sizlere pek tanıdık cümlelerden gibi gelmeyebilir ama ilerde anlayacaksınız. Mesele muhtarlarımızla alâkalı değil. Hele sabredin muhabbete katılın dostlar.
Bu gün haberleri seyrederken, işte efendim” başkent Ankara’da yetmiş tane fahri trafik müfettişi, alkollü araç kullanmaktan ve hatalı sollamaktan cezalandıkları için bu fahri trafik müfettişliği görevinden atıldılar.” Buyurun cenaze namazına.
Bizde yıllarca devlet görevinde kaldık, bizlerde bu toplumun içinde yaşıyoruz. Bizim herhangi bir insanımızı tutun hangi görevi teklif ederseniz edin ben bu görevi yapamam demez. Evvelallah yaparız der atılırız Hele de müfettişlik mi tam bizim yapacağımız iş. Hiç olmazsa havamız olur. Teftiş edilmekten hiç hoşlanmayız ama teftiş etmeyi pek severiz.
Bizde müfettişlik müessesini egolarını tatmin etmek için seçenlerin çok fazla olduğunu hepimizde biliriz. Hatta oğlumuzun, kızımızın, eşimizin mesleğini sorduklarında hafif de gerdan kırarak falan yerde müfettiş demek için can atarız. Hele de herhangi bir bakanlığın bakanlık müfettişi ise omuzlarımız kaç kavak boyu yükselir Allah bilir.
Neden makamları birer sorumluluk olarak anlayamadık, algılayamadık hâlâ da işin havasındayız. Hâlbuki şunu da iyi biliriz ağaç meyveleri yüklendikçe dalları ve başı öne eğilir.
Efendim her sorumluluk sahibi olanlarımız böyle demek istemiyorum tabi. Ama az. Nedense iki rekât kıldık mı uçmaya kalkıyoruz. Bakıyorsun on hanelik bir köyün muhtarı başkentin valisinden havalı, yanına yanaşılmaz. Sözünü ettiğim gibi bir fahri müfettiş genel müdürden daha çalımlı.
Bir zamanlar güney illerimizin köylerinden birinde muhtarlık seçimi vardır. Muhtar seçilir, muhtarın azaları ve seçmenleri akşam muhtarın evinde kutlama yapmaktadırlar. Bir ara yeni muhtar oturduğu ahşap koltuğun kırık yaslanma koluna vurarak “ Arkadaşlar dün bu vakitler bende sizin gibi bir boz(vasıfsız) adam idim ama bu gün muhtar oldum” deyiverir.
Gel bu seferde buradan yak. Yüklendiği sorumluluk hiç aklında bile yoktur bizim muhtarın. Onunkisi boz adamlıktan kurtulmak. Sorumluluğun büyüğü küçüğü olmaz. Hz. Ömer’in “ Ya Rab Nil boyunda kayıp olan bir devenin hesabını bende soracaksın, al artık emanetini” dediğini sorsan bu muhtarda bilir.
Kimi kime denetlettiriyoruz ki insan ilk önce kendisini denetlemesi gerektiğini bu günkü haber tüm açıklığı ile ortaya koymaktadır. Ne bileyim kafasının kızdığına ceza yazmayacağını. Hele de hâkimlerin ve yüksek rütbeli kişilerin bile televizyonlarda karşılıklı tartışmalarını, gizli gizli iş çevirmelerini seyrettikten sonra millet olarak adalete, kutsal ocağa güven ve saygımız sarsıldı açıkçası.
Derler ki Devleti Osmanî Aliye’de bir zamanlar hiç ayık gezmeyen Bekri Mustafa’yı imam turmuşlar. Bir gün bir cenaze vuku bulmuş. İmam Bekri Mustafa’yı çağırmışlar, cenaze namazını kıldırsın diye. Görevini yerine getiren Bekri Mustafa namazı kıldırdıktan sonra cenazenin kulağına eğilerek bir şeyler fısıldamış. Cenaze defin edildikten sonra meraklılardan birisi “Yahu hocam ilk defa sizde gördük cenazenin kulağına bir şeyler fısıldandığını, acaba ne söylediniz merak ettik demiş.”
Bekri Mustafa’nın cevabı tam günümüze söylenen bir cevap olmuş ve demiş ki “Öbür âleme vardığın zaman bu âlemi sorarlarsa, Bekri Mustafa’yı imam tuttular deyiver onlar anlar “
Ne gereği var dostlar bir müfettiş görevlendirip birde bunları denetleyecek kişiler koymamıza. Hatta işi iyice ileri götürsek te her müfettişe bir müfettiş taksak her halde bir kişiyi denetlemek için tüm nüfusu görevlendirmek gerekir diye düşünüyorum.
Bırakın Allah aşkına gelin biz önce kendimizi bir sorgulayalım ve diyelim ki bu iş böyle gitmez. En iyisi bu zaman kadar yaptıklarımıza tövbe edelim, çocuklarımızı da imanlı, vicdanlı yetiştirelim. Kendimiz dürüst olamadıysak ta çocuklarımız dürüst olsun diyelim ve bu yönde de eğitime destek verelim. Çünkü “millet dürüst olmasa da başlarındakileri dürüst görmek ister. (Bediüzzaman)” düsturunu unutmayalım.
Yoksa bu işin sonunu bulamayız. Sonunu buluruz, kendi sonumuzu buluruz. Bize bu güzel vatanı, bu kutsal toprakları bırakanlara dönecek yüzümüz yok, bari gelecek nesillerimize de rezil olamayalım. Çünkü bu vatan bizlere gelecek nesillerin emanetidir. Atalarımızın mirası değil.
Dürüst sorumlularımızı tenzih ederiz ama “Kalu Bela” da verdiğimiz sözden cayan bizler, devlete mi verdiğimiz sözden caymayacağız, benim kendime güvenim yok. Ta ki Allah korkusu kalplerimize yerleşmedikçe imanımız inkişaf etmedikçe.
Dostlar anlayan anladı. Lafı uzatmanın gereği yok. Birde şiir koyalım muhabbet tamam olsun. Selam ve dua ile.
AYIRT EDEMEZ
Hâkimin cebine rüşvet girerse
Mazlumu zalimden ayırt edemez
İki söz belleyen âlimim derse
Bilimi ilimden ayırt edemez
Hakikati bulur tefekkür eden
Kalbiyle beraber aklıyla giden
Gördüğü rüyayı gerçek zanneden
Hayali filimden ayırt edemez
Her ilimin vardır okunan yeri
Birisine mani değil diğeri
Hiç mektep medrese görmeyen biri
Cahili âlimden ayırt edemez
Daldan bihaberdir yuva kurmayan
Çok yorulur yolda yolu sormayan
Gönül tezgâhında kirkit vurmayan
Çuvalı kilimden ayırt edemez
Zalimlere korku saçar gidişi
Hak emrinden ayrı değil her işi
Alpereni tanımayan bir kişi
Yavuzu selimden ayırt edemez
Ataroğlum bir dilimi dilmeyen
Yanlış yazıp yanlışını silmeyen
Dilimi bilmeyen dili bilmeyen
Dilimi dilimden ayırt edemez
Mehmet ATAR (Âşık Ataroğlu)
ataroglumehmet@hotmail.com