OZAN GÖZÜYLE
OZAN SÖZÜYLE
Âşık Ataroğlu (Mehmet Atar)
Hepinize kucak dolusu selam ederek başlamak istiyorum bu seferki muhabbetimize dostlarım.
Hani derler ya başladık bir kere bırakmak zor geliyor. Benimkisi de o cinsten işte yazmayı becerebildiğimden değil hani başladık bir kere bırakmakta olmuyor. Bırakacak olsak her şeyden evvel sizin gibi az ama samimi dostlarıma haksızlık yapmış olacağımdan çekiniyorum. O zaman muhabbete devam.
Yazılacak, konuşulacak çok meseleler var mutlaka ama hem zamana uygun düşürebilmek hem de taşı gediğini koyabilmek gerek derler öteden beri büyüklerimiz.
Her kes kaşık yapar da sapını ortasına getiremez diye bir deyim duymuştum küçüklüğümde. Bu deyimin nerede ne anlamda kullanıldığını çok sonraları kavrayabilmiştim.
Halk âşığı olmamız nedeniyle halkımızın arasında halkımızın dilinden çok hikâyeler, fıkralar, atasözleri, deyimler duyar ve konuşuruz. Bunları da mutlaka yeri ve zamanında kullanmaya çalışırız biz halk ozanları.
Eee, haydi öyleyse ne duruyorsun anlatsana bir tanesini der gibisiniz, yoksa bana mı öyle geliyor dostlar. Bir değil iki anlatayım, keşke siz benim muhabbetimi sabırla dinleyin de gerisi kolay.
“Adamın borcu çok, anlayacağınız borç gırtlakta. Gideyim camiye Allaha el açıp yalvarayım der ve namaz vakti dışında camiye gider. Camide kimse yoktur. Bu duruma çok memnun olur. Yalnız kalınca daha içten dua edeceğine inanır. Ellerini açar başlar yalvarmaya.
“Allahım yirmi milyara ihtiyacım var ne olur bir sebep yarat, her şey senin elinde. Ol deyince olur.” İçten ve gözleri yaşlı böyle dua ederken caminin kapısı açılır kapanır bir kişi daha bunun yanına oturup el açar.
Yirmi milyar isteyen vatandaşın kalbine bir vesvese takılır. “Acaba bu adam kaç lira istiyor” der içinden. Bu vesvese gittikçe büyür en sonun da borcu çok olan adam ellerini indirip yanı başında yalvaran vatandaşa sorar.”Hemşerim senin kaç lira borcun var”
Adamın benim ki az bin lira olsa kurtarır demesi üzerine hemen cebinden bin lira çıkartarak uzatır.
“Al şu bin lirayı hemen buradan uzaklaş yukarıyı meşgul etme” der.
İkinci hikâyeye geçmeden burada şu noktayı koyalım mı ne dersiniz dostlar.
Bu yüce ve büyük millet, ufak hesaplar peşinde olanlara artık gerekli cevabı vererek, al şu bayram şekerini uzaklaş buraları meşgul etme demelidir.
Çünkü artık bunun vakti geliyor. Sonbaharda güz rüzgârlarıyla beraber savrulup gitmelerinin farkına varmıştır benim milletim.
Gelelim ikinci hikâyeye.
Şems-i Tebrizi Konyada bulunduğu sırada kendisinin arkasından ileri geri konuşan bir müderrisin medresesini ziyaret eder. Bu ziyaretten o kişi pek memnun olmaz, çıkıp gitmesini istemesi üzere medresenin öğrencilerine bu hikâyeyi anlatır ve sonunda da sorar.
“Vaktiyle bir mescitte dört tüccar namaz kılmaktadır. Onlar namazdayken mescidin imamı içeri girer. Birinci tüccar hocam vakit girdimi ben öğle namazını kılıyordum da der. Bunu duyan ikinci tüccar senin namazın bozuldu neden soruyorsun diye müdahale eder.
Üçüncü tüccar da dayanamaz yahu konuşmayın benimde namazımı bozduracaksınız diye çıkışır. Dördüncü tüccar ise kendi kendine seslice şu akılsız heriflere bakın, namazlarını kılmıyorlar da birbirleriyle uğraşıyorlar der.
Hikâyeyi böyle anlattıktan sonra Şems hemen öğrencilere sorar ve der ki; acaba hangi tüccarın namazı kabul oldu.
Öğrencilerden biri birinci tüccarın namazı kabul oldu çükü o masumane olarak namazın vaktinin çıkıp çıkmadığını sordu der.
Diğer bir öğrenci de dördüncü tüccarın namazın olduğunu iddia eder ve der ki; dördüncü tüccar namazı bırakmadı sadece kendi kendine konuştu der.
Şems bir öğrenciye yönelir ve sen ne diyorsun bu konuda der.
O öğrenci, “ben kimin namazının kabul olduğunu kiminkinin kabul olmadığını bilemem. Çünkü onu kabul edecek yaratandır. Bence burada hata olan herkesin kendiyle değil de başkasıyla ilgilenmesidir. Eğer ben burada bir görüş bildirirsem aynı hataya bende düşerim” der. Der ve Şemsin takdirini kazanır.
Eveeet dostlar önce güldünüz şimdi de düşünün bakalım. Neden hiç kimse kendine bakmazda başkasıyla uğraşır. Neden herkes kendi işine bakmaz da başkasını eleştirir.
Asıl olan kendini sorguya çekebilmektir. Kendindeki lekeleri görmektir başkalarındaki noktaları aramak değil.
Bizde de siyaset tüccarları var durmadan senin namaz bozuldu, senin ki eksik oldu deyip duruyorlar. Hem de meydanlarda bağıra bağıra.
Çok yakında bu millet hanginizin namazı doğru hanginizin yanlış kıldığını size söyleyecek. Siz durmadan birbirinizle didişip durun bakalım.
Ne şems kaldı ne de Mevlana ama yine de ben sorayım.
“Sizce hangisi abdesti doğru alıyor”
NEY’İM
Herkesin kendine soracağı şu
Nerden geldim, nasıl, kimim ben neyim
Nerde başlar nerde biter bu koşu
Belki de bir hiçim belki her şeyim
Bir yel değer deli gönlüm uslanır
Ben konuşmam o dilimden seslenir
Kelimeler kulağıma fıslanır
Üflenince ezgi çalan bir ney’im
Ben nereye gitsem benimle gider
Ben unutsam yine beni fark eder
Hükümdar kendini bende seyreder
Allahın yazdığı şiir nameyim
Kaldırırsa yüksekteyim bir anda
Arif eyler ilmi ile irfanda
Kudret onda, varlık onda, mülk onda
O isterse hem ağayım hem beyim
Ataroğlu’m insan isem özüm var
Âşık isem ateşin var közüm var
Söyletirse söylenecek sözüm var
Söyletmezse dil oynamaz ne deyim