Bazen düşünürüz hayatımız bir film şeridi gibi gözümüzün önünden gelir geçer. Çocukluğumuz , gençlik yılları, güzel günler anılar… Çoğu zaman tebessümle hatırlarız anılardan bir parça gözlerimiz dolar mutluluktan ağlarız. Vay be! Ne güzel günlerdi deriz. Bazen üzülürüz. Farkında olmadan iki damla göz yaşı süzülür anılardan. Bizi ağlatan nedir? O anı tekrar mı yaşarız bu güçlü kayıt nedir?
Psikoloji tarif etmekte güçlük çeker bunun üstesinden gelmek için de bilgisayara benzetirler. Birkaç bellek türü ortaya atarak içinden sıyrılırlar. Kısa süreli, uzun süreli ve birkaç alt guruptur onlara göre bütün olup biten.
Ya ötesi…
Elbette çok ciddi boyutta araştırmalardır bunlar yanlış anlaşılmak istemem. Bazen örtüşmeyen çizgiler de gözümüze çarpmıyor değil.
Dini açıdan bakarsak olaylara çok farklı boyutlara götürür bizi. Beyin keşfedilememiş aciz insanların elinde ki sırlar alemi. Şimdi düşünüyorum, böylesi küçük bir organ böylesi marifetlerin altından nasıl kalkabiliyor.
Çokça bu alanda araştırmaya sahip değilim herkes gibi sınırlı bilgim ve sınırlı düşünebilme yeteneğimle bazı noktalara takılıyor kafam. Eminim sizinde dikkatinizden kaçmamıştır. Psikoloji unutmadan bahsediyor. Kısa süreli bellekten uzun süreli belleğe aktaramazsak bilgileri ve duyusal kayıtları unutulacaktır der.
Farz edelim bu doğru, peki, başka bir alandan bakalım olaya yine psikoloji dünyasından bir bakış. “Hipnoz” Filmlerde görmüş, birçok yerde okumuşsunuzdur hipnozun nedenli hatırlama üzerindeki gücünün olduğunu . Şöyle bir kare hatırlayalım.
Uzman bir psikolog hastayı uyutur istediği ana dönüş yapar ve bilinç alında gizli olan kişinin bile fark etmediği hassas noktayı yakalar. Kişi, bunu biliyor dur da sadece hatırlayamamakta mıdır.
Yoksa bu nasıl oluyor. O kadar çok ayrıntı söyleniyor ki, zamana bağlı anlık görsel unsurlar. Sadece gözüne çarpıp giden bir kişi, bir araba plakası,bir sima… Bunlar kısa süreli belleğin süzgecine çarpıp geri dönen ayrıntılar.
Öyleyse bu durumda insan hafızasında kati suretle bir unutma olmadığını göstermez mi bu? Demek ki bizim sandığımızdan farklı bir sistem de yürüyor işler.
Sayfanın öte yanını çevirelim birlikte. Elhamdülillah, ebedi evimize vardığımızda bir kayıt verilecek bizlere “amel” hiç bir satır atlanmamış her anı gözler önünde kendimiz kendimizin şayidi. Bu ne ince kayıttır! Anlık ne bir eksik ne bir fazla kırılmayan yok olmayan çürümeyen çizilmeyen… Disk, hart disk olmadan hepsi yerli yerinde.
Bir şeyler hep kayıtta biz bazen farkında olalım bazen ise gafletten unutalım. Birileri hep bir kayıt tutuyor…
Hangi tarafına kaysak konular daha da derine gömülmekte. Felsefe, psikoloji, din hepsi birbiriyle girintili ve çok özel uzmanlık isteyen alanlar.
Şimdi bu derin mevzulardan sıyrılalım. Birazla toparlama yapalım ve tekrar çıkış noktamıza geri dönelim buradan.
Çıkış noktamız, anılarımız ve hafıza kayıtlarıydı. Bazen üzen bazen güldüren unuttuğumuzu sandığımız anların gözümüz önüne aniden dikilmesiydi asıl bahsetmek istediğim.
Anılarımızı saklamak için hep bir kayıt tutmak isteriz. Mutlu olduğumuz anları hatırlamak için mutlaka fotoğraf çekiliriz, video kaydı yaparız. O video ve fotoğraf karesi midir bizim anılarımız acaba. Yoksa başka bir şey midir.
Zaman zaman anıları yaşamak isteriz alırız albümü kucağımıza dağıtırız tüm resimleri. En baştan alırız hepsini tek tek bakarız. Ne görürüz ki böylesi duygulanırız.
Kendimiz değil de, başka birisi baksa fotoğrafa bir şey hissetmeyecektir. İnsanlar manzaralar olaylar… Ya kendimiz baktığımızda da aynımıdır. O fotoğraf kare nasıl oluyor bizimle konuşuyor.
Yok yok konuşan fotoğraf değildir ki işte orada az düşünseniz fotoğrafın görevinin farklı bir unsur olduğunu fark edersiniz.
O aslında bir kapıdır.
O kapıda değildir. Sadece sizin dünyanızı açmaya yarayacak bir anahtardır. İşte, tam o anda baktığınız fotoğraf, dünyanıza açılan kapıyı açan anahtardır.
Evet…
Görsel hafızanızda hızla ilerleyerek beyninizde kayıtlı olan saklanan anılar dosyasına götüren bir anahtar. Fotoğraf karesinden sizi yola çıkarır o anki saate dakikaya bir anda geri dönersiniz. mutluluğu hisseder, bazen de ağlatır sizi.
Fotoğraf kolay bir örnek olması açısından tercihimdi.Başka anahtarlarımızda vardır elbette. Bazen çalan bir müzik, bir koku yada bir renk hiç beklemediğimiz bir anda çıkagelir anılarımızdan bir sayfa…
Hepimizde olmuştur.Şimdi sizi üzmek istemem o nedenle güzel bir şeyler hatırlatalım.Kendimden örnek vereyim.1999 Giresun Tirebolu okuldayım. O aralar sıkça çalınan bir parça var ”ayna gurubundan” kantindeyiz. (Yazık ki ceviz ağacıyla Gülhane Parkında değilim.) Ne ben onu farkındayım nede özel bir çabam var müziği dinlemek için.
Üstünden kaç yıl geçti siz hesap edin. 2010, bilgisayarım da tesadüf aynı parçaya rastladım. Biranda kendimi okuldaki kantinde buldum. Bilgisayarımda saklandığı yerden bana gülümsemişti. Ogünlere o ana geri gitmiştim.
Bazen de tam tersi olur, unutmak istememize rağmen hayatın bazı sayfalarını bir türlü unutamayız.
Hangi köşe başına gitsek, karşılar bizi onu unutamamak daha çok sağlamlaştırır yerini, bir kördüğüm olur kalır.
Bunun içinde size tavsiyem, bir dostumun önerisi olacak. “.Geleceğe bakmak gerekir. Geçen geçmiştir. Geçmişi geriye döndürmek mümkün değildir. Ama gelecek elimizdedir. Geleceği belirlemek bize bağlıdır.”
Fotoğraf kareleriniz mutlu, anahtarlarınızın hep pembe kilitler açması umuduyla…
18 Mart 2010
Saydin